E-ISSN 2587-0610
Laparoscopic Endoscopic Surgical Science (LESS) - Laparosc Endosc Surg Sci : 11 (1)
Volume: 11  Issue: 1 - 2004
TECHNICAL NOTE
1.International Scientific Board

Pages 1 - 2
Abstract | Full Text PDF

2.Contents

Pages 3 - 7
Abstract | Full Text PDF

EDITORIAL
3.Editorial

Page 8
Abstract | Full Text PDF

RESEARCH ARTICLE
4.Our experience in laparoscopic cholecystectomy related with bile duct injuries
Adem Dervişoğlu, Cafer Polat, Gökhan Şenyürek, Kenan Erzurumlu, Kayhan Özkan
Pages 9 - 15
GİRİŞ ve AMAÇ: Safra yolu yaralanması nedeniyle tedavi edilen hastaları retrospektif olarak değerlendirmek ve sonuçları literatür bilgileri ışığında irdelemek.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Laparoskopik kolesistektomi sırasında oluşan safta yolları yaralanması nedeniyle kliniğimizde 12 hasta tedavi edildi. Hastalardan 9'u başka merkezlerden kliniğimize sevk edildiler. İntraoperatif olarak saptanamayan yaralanmalarda tanı, radyolojik görüntülenme yöntemleri ve rutin biyokimyasal tetkiklerle konuldu.
BULGULAR: Hastaların 8'i erkek, 4'ü kadın; yaş ortalaması 38.9 (23-79) idi. Beş hasta minör, yedi hasta majör safra yolları yaralanması nedeniyle tedavi edildi. Dört hastada tanı intraoperatif dönemde konuldu. Diğer hastalarda ise teşhis, peritonit, drenden safra gelmesi ve ikter gelişmesi üzerine, postoperatif dönemde yapılan tetkiklerle gerçekleştirildi. Tüm hastalara Roux-en Y hepatikojejunostomi ameliyat yapıldı. İki hastada anastomoz bölgesinde darlık, bir hastada safra kaçağı gelişti. Safra kaçağı gelişen hastada semptomlar konservatif tedavi ile geriledi. Anastomoz bölgesinde darlık gelişen 1 hastada, PTK ile balon dilatasyonu sonrası semptomlar geriledi. Diğer hasta ise PTK işleminden fayda görmedi. Tekrar ameliyat edilen hastaya hiler diseksiyon + Roux-en-Y hepatikojejunostomi yapıldı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Safra yolu yaralanmalarında, hastaların ameliyat öncesi hazırlığı önemlidir. Yaralanmanın yeri ve tipi, radyolojik görüntülenme yöntemleri ile iyi tanımlanmalıdır. Biliyer rekonstruksiyon (Roux-en-Y hepatikojejunostomi) ile uzun dönem sonuçları başarılıdır.
INTRODUCTION: In this study, a retrospective analysis of medical records of patients operated on for bile duct injuries (BDI) after laparoscopic cholecystectomy (LC) were evaluated, and the results were reviewed with the recent literature.
METHODS: Twelve patients with BDI occured during LC were treated. Nine of them were referred to our instuition for further treatment. The diagnosis of BDI that could not be diagnosed during LC was carried out with combination of biochemical analysis and preoperative radiological imaging.
RESULTS: 8 patients were male, 4 patients were female, the mean age was 38.9 (range 23-79). Five patients had minor and seven patients had major ductal injuries. In four patients, biliary injuries were noted during LC, and the procedure was converted to laparotomy. The remaining patients were diagnosed after operation in our clinic with combination of radiological imaging and biochemical test. All patients were treated with the technique of Roux-en-Y hepaticojejunostomy. Nine patients had done well in long-term follow-up ( mean 40 months). Anastomotic leakage was occured in one patient. This patient was treated conservatively, Anastomotic stricture was developed in two patients. Biliary balloon dilatation was used for these patients. One of them was succesfully treated with percutaneous dilatation. The other patient was operated due to unsuccessful balloon dilatation. Hillar dissection + Roux-en-Y hepaticojejunostomy was performed.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In the preoperative period carefully preparation of the patients, radiological evaluation for detection of BDI level or type and early recıgnition are very important. Long-term results are succesful of biliary reconstruction with a Ruox-en-Y hepaticojejunostomy.

5.Comparison of the laparoscopic approach and stoppa technique for bilateral inguinal hernia repair
Gıyaseddin Keskin, Fazıl Sağlam
Pages 16 - 22
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, bilateral inguinal herni onarımında, laparoskopik girişim ile Stoppa tekniğini karşılaştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Haziran 1998 ile Haziran 2000 tarihleri arasında 19'u Stoppa tekniği ile, 41'i laparoskopik girişim ile olmak üzere toplam 60 hasta bilateral inguinal herni için opere edildi. Stoppa tekniği uygulananların 8'i laparoskopik girişimden konversiyon olguları idi.
BULGULAR: Mortalite yoktu. Morbidite, Stoppa tekniği uygulanan grupta %10.5, laparoskopik girişim grubunda %9.7 idi. Postoperatif ağrı kesici kullanma süresi, hastane kalış süresi, günlük aktiviteye dönüş süresi, laparoskopik girişim grubunda belirgin olarak daha kısa bulundu. Operasyon süreleri arasında belirgin fark yoktu. Nüks oranı her iki grupta da sıfırdı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bilateral inguinal herni onarımında laparoskopik girişim, Stoppa tekniğine göre daha avantajlı görünmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to compare the laparoscopic approach and Stoppa technique for bilateral inguinal hernia repair.
METHODS: We have operated 60 patients for bilateral inguinal hernia, from June 1998 to June 2000; 19 of them with Stoppa technique and 41 of them with laparoscopic method. Eight of the cases operated with Stoppa technique were converted from laparoscopic method.
RESULTS: There was no mortality. The morbidity was 10.5% in the Stoppa technique group and 9.7% in the laparoscopic group. Postoperative analgesia use, hospital stay and duration of disability were significantly shorter in the laparoscopic group. The operation times were almost same. Both of the groups had no recurrences.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The laparoscopic approach appears to be preferable to Stoppa technique in the treatment of bilateral inguinal hernia.

6.Laparoscopic transabdominal preperitoneal(TAPP) versus laparoscopic totally extraperitoneal (TEP) surgery for inguinal-hernia repair
Can Küçük, Engin Ok, Mütevelli Sözüer, Abdulkadir Bedirli, Mehmet Ali Deneme, Mehmet Akif Yücel
Pages 23 - 28
GİRİŞ ve AMAÇ: Son yıllarda inguinal hernilerin meshle onarımında farklı laparoskopik presedürler geliştirilmiştir. Bu yöntemler postoperatif seyir ve rekürrens oranları yönünden olumlu sonuçlar veriyor görünmekle birlikte hala yüksek maliyet ve genel anestezi gerekliliği deavantajları mevcuttur. Bu çalışmada inguinal hernilerdeki laparoskopik tedavi deneyimimizin retrospektif analizini yaptık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 1995 ile Ocak 2003 tarihleri arasında elektif şartlarda Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda laparoskopik yöntemle kasık fıtığı tamiri yapılan 83 hasta retrospektif olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Kliniğimize laparoskopik total ekstraperitoneal (TEP) yaklaşımla 57 hastaya 66 herni onarımı ve laparoskopik transabdominal preperitoneal (TAPP) yaklaşımla 26 hastaya 29 herni onarımı yapıldı. Ortalama ameliyat süreleri ve hastanede kalış süreleri açısından TAPP ve TEP yapılan hasta grupları arasında fark yoktu (p>0.05). Komplikasyon oranları TAPP grubunda daha fazla olup, TAPP için %15.3, TEP için %8.7 idi (p<0.01). TAPP grubunda iki rekürrens (%7.6), TEP gurubunda ise bir rekürrens (1.7) gelişti. Son 5 yıldır, TEP metoduyla laparoskopik herni onarımı, özellikle bilateral herniler ve klasik anterior onarım sonrası rekürrensler için, inguinal herniye yaklaşımda sectiğimiz prosedür haline gelmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada TEP ile inguinal herni onarımının TAPP yöntemine oranla ameliyat süresinde bir farklılık yaratmadan düşük morbidite ve düşük rekürrens oranları ile uygulanabildiği gözlendi.
INTRODUCTION: ın recent years different laparoscopic procedures for prosthetic repair of inguinal hernias have been developed. Laparoscopic techniques have been shown to produce good results in terms of post-operative course and recurrence rates, but still present the disadvantages of high cost and the need for general anaesthesia. We report here a retrospective analysis of our experience with laparoscopic treatment of inguinal hernias.
METHODS: Between January 1995 and January 2003, 83 patients that hernia repairs by a laparoscopic approach under electşve conditions were analyzed at the Department of General Surgery of Erciyes University Faculty of Medicine.
RESULTS: 57 patients underwent 66 hernia repairs by a laparoscopic total extraperitoneal approach (TEP) and 26 patients underwent 29 hernia repairs by a laparoscopic transabdominal preperitoneal (TAPP) approach under ekective conditions at our clinic. Mean operating times and hospital stays did not differ between the TAPP and TEP patients (p>0.05). Complication rates were 8.7 per cent for the TEP and 15.3 per cent for the TAPP (p<0.01) Two recurrences (%7.6) were recorded in the TAPP group and one recurrences (%1.7) were recorded in the TEP group.Since 5 years, the totally extraperitoneal laparoscopic hernia repair has become our procedure of choice to manage inguinal hernia in adult patients, especially fır bilateral hernias and recurrences after classical anterior repair.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This retrospective study shows that the totally extraperitoneal repair for inguinal hernia should have a promising future because of low mobidity and low recurrence rate.

7.Effect of pneumoperitoneum on plasma potassium
Şener Demiroluk, Ziya Salihoğlu, Pervin Bozkurt, Yıldız Köse, Metin Ertem
Pages 29 - 34
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızın amacı, laparoskopi sırasında pnömoperitonun plazma potasyum düzeyi üzerine etkisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza 90 laparoskopik cerrahi olgusu alındı. Mekanik ventilasyon uygulandı. Ventilasyon parametreleri çalışma süresince sabit tutuldu. İntraabdominal basınç 12mmHg'nın üzerine çıkarılmadı. Potasyum ve kan gazı değerleri için arter kan örnekleri; pnömoperiton öncesi (kontrol) (1), pnömoperitonun 20. dakika (2) ve 60. dakikalarında (3) ve ekstünasyon sonunda (4) alındı. Eş zamanlı olarak kalp atım hızı be kan basınçları kaydedildi.
BULGULAR: Potasyum seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı yükselme saptandı (Sırası ile 3.49±0.6). Kan basınçlarında ve kalp atım hızında pnömoperiton öncesi dönemde, indüksiyon öncesi döneme göre azalma görüldü. Kan basıncı değerleri pnömoperiton ile normal değerlerine ulaştı. Kalp atım hızı ameliyat süresince düşük kaldı. Operasyon süresince PaCO2 yükselme ve pH düşüş eğilimindeydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Laparoskopik olgularda kan gazı ve elektrolitler, özellikle potasyum izlenmelidir.
INTRODUCTION: The purpose of this study is to find out the impacts of pneumoperitoneum ın plasma potassium levels during laparıscopy.
METHODS: Ninety patients undergoing laparoscopy were included in this study. Mechanic ventilation was performed. Ventilation parameters kept constant throughout the study. The intraabdominal pressure was not allowed to rise above 12 mmHg. Blood gasses samples for potassium and blood gases were collected at four time periods; before pneumoperitoneum (1), at the 20. minute of pneumoperitoneum (2), at the 60. minute of pneumoperitoneum (3) and after extubation (4). Systolic, diastolic pressure and heart rate were recorded simultaneously.
RESULTS: The statistically significant increase in potassium level was determined. (3.49±0.6, 3.63±0.6, 3.75±0.6 and 3.69±0.6 respectively). Before the pneumoperitoneum heart rate,systolic and diastolic pressure was decreased. With the pneumoperitoneum systolic and diastolic pressure turn to normal except heart rate. Heart rate was decreased throughout the operation. The PaCO2 showed an increase and pH had a decrease trend during operation.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Blood gases and electrolutes ( especially potassium) must be monitored in the laparoscopic cases.

8.Flurbiprofen for pain relief in gynecologic laparoskopic surgery: a prospective, randomized, double blind, placebo controlled study
Gürkan Uncu, Türkan Atakan, Hakan Ozan, Candan Cengiz
Pages 35 - 41
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada preoperatif flurbiprofen kullanımının postoperatif agrının azaltılmasında faydası olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda, prospektif,randomize, çift kör, plasebo kontrollü olarak planlanmış ve yürütülmüştür. Tüm hastalar ya 100 mg flurbşprofen alan (Grup F) ya da eşdeğeri plasebo alan (Grup P) gruba dahil edilmişlerdir. Flurbiprofen veya plasebo, operasyondan 2 saat önce ve operasyon sonrası 6.saatte oral olarak verilmiştir. Çalışmanın ilk yarısında; erken postoperatif dönemde 25 hastaya 25 mg meperidin HCL rutin olarak verilmiştir (Grup 1) Çalışmanın 2. kısmında ise postoperatif rutin analjezik verilmemiştir. (Grup 2).
BULGULAR: Plasebo grubu ile çalışma grubu arasındaki ağrı skorları karşılaştırılmıştır. Ağrı skorları ile CO2 tüketimi, ameliyatın süresi, trokar sayısı ve ameliyat türü arasındaki ilişki incelenmiş ve 2. ve 12. saatlerdeki ortalama ağrı skorları flurbiprofen grubunda, Grup 2'deki plasebolardan istatistiksel olarak anlamlı düşük olarak bulunmuştur. Flurbiprofen grubunda %47 oranında postoperatif analjezik tedavisine ihtiyaç duyulurken, plasebo grubunda %75 oranında ihtiyaç duyulduğu tespit edilmiştir. CO2 tüketimi (litre) Grup F-1, P-1, F-2 ve P-2 için sırası ile 3.25±0.13, 3.24±0.19, 3.66±0.25 ve 3.83±0.13 idi. F-2 grubunda, 2. ve 12. saatlerde ağrı skoru ile CO2 miktarı arasında negatif korelasyon, F-1 grubunda da 12. saatte pozitif korelasyon saptanmıştır. Ameliyatın ortalama devam süresi Grup F-1'de 41.00±7.84 dk, Grup P-1'de 35.45±4.97 dk, Grup F-2'de 45.41±7.91 dk ve Grup P-2'de ise 43.75±7.71 dk olarak bulunmuştur. Grup F-2'nin 2., 6. ve 12. saatlerde duyulan ağrı skoru ile kullanılan trokar sayısı arasında pozitif korelasyon tespit edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada laparoskopik cerrahi öncesi flurbiprofen kullanımının, postoperatif ağrı ve opioid kullanımını azalttığı gösterilmiştir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to estimate if preoperative flurbiprofen offered any benefit with respect to reduction of postoperative pain.
METHODS: Each patient was allocated to to one of the groups to receive either 100 mg flurbiprofen (Group F) or identical placebo (Group P). Flurbiprofen or placebo were given orally 2 hours preoperatively and 6.hour postoperatively. In the first half of the study; 25 patients were given meperidin HCI 25 mg routinely in early postoperative period (Group 1). In the second half of study; postoperative analgesics was not given routinely (Group 2).
RESULTS: Pain scores between placebo and study groups were compared. The relations between pain score and CO2 consumption, duration of surgery, number of trochars and type of surgery was evaluated. The mean pain score was statistically lower at 2. and 12. hours in flurbiprofen group than placebo in group 2.47% and 75% of patients needed pain relief in flurbiprofen and placebo groups, respectively. The amount of CO2 (L) consumed 3.25±0.13, 3.24±0.19, 3.66±0.25 and 3.83±0.13 in Group F-1,P-1, F-2 and P-2, respectively. There was a negative correlation between the pain score and the amount of CO2 at 2. and 12. hours in F-2 group and positive correlation at 12.hout in group F-1. The mean duration of surgery (m) was 41.00±7.84, 35.45±4.97, 45.41±7.91, 43.75±7.71 in Group F-1, P-1, F-2 and P-2, respectively. In group F-2, at 2., 6., and 12. hours postoperatively, there was a positive correlation between the pain scores and number of trochars used.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study has shown that flurbiprofen given preoperatively reduces postoperative pain and opioid requirement after laparoscopic surgery.

HOW TO
9.Instructions to the Authors

Pages 43 - 49
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale