E-ISSN 2587-0610

Quick Search




Laparoscopic Endoscopic Surgical Science (LESS) - Laparosc Endosc Surg Sci : 13 (3)
Volume: 13  Issue: 3 - 2006
RESEARCH ARTICLE
1.Patient Controlled Tramadol Analgesia Versus Intramuscular Diclofenac-Sodium in Early Postoperative Period of Laparoscopic Cholecystectomy
Abdullah Özgönül, Zeynep Baysal, Mustafa Cengiz, Ali Uzunköy
Pages 107 - 111
GİRİŞ ve AMAÇ: Laparoskopik kolesistektomi ameliyatı sonrası oluşan ağrı, açık yönteme göre daha az olmakla birlikte, bazı vakalarda ameliyat sonrası dönemde rahatsız edici karın ve omuz ağrıları meydana gelebilmektedir. Bu çalışmada, laparoskopik kolesistektomi sonrasında oluşan ağrıların giderilmesi amacıyla, tramadol ile sağlanan hasta kontrollü analjezi (HKA) yöntemi ile intramuskuler (im) diklofenak sodyumun etkinliği araştırıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya yaşları 18-70 arasında değişen 30 olgu alındı. Olgular eşit 2 gruba ayrıldı. Laparoskopik kolesistektomiyi takiben postoperatif erken dönemde ağrıların kontrolü için Grup I'e HKA ile tramadol (1 mg/kg yükleme dozu, 20 mg HKA bolus dozu, 2 saatte maksimum 200 mg), Grup II' ye im diklofenak sodyum (75 mg im başlangıç dozu, gerektiğinde bu dozun tekrarı) uygulandı. Olguların ameliyat sonrası ağrıları 1, 4, 12 ve 24. saatlerde görsel analog skala (VAS) ile değerlendirildi. Hastalar çalışma sonunda kendilerine uygulanan analjezi ile ilgili izlenimleri, yan etkiler, uyku kaliteleri ve hasta konforu açısından bütün olarak ele alınarak memnuniyetleri sorgulandı (mükemmel = 3, iyi = 2, orta = 1, kötü = 0).
BULGULAR: Postoperatif 1, 4, 12 ve 24. saatlerdeki VAS değerleri, HKA ile tramadol analjezisi grubunda, diklofenak sodyum grubuna göre istatistiksel olarak düşük bulundu. Hasta memnuniyeti ise tramadol grubunda istatistiksel olarak daha yüksek bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Laparoskopik kolesistektomi sonras› tramadol ile sağlanan HKA yöntemi, im diklofenak sodyum uygulamasına göre daha etkin bir analjezi sağlarken yüksek hasta memnuniyeti sağlamaktadır.
INTRODUCTION: Although pain after laparoscopic cholecystectomy more rare compared with open method in some cases severe abdominal disturbing and shoulder pain may occur. In this study, we aimed to compare the effects of patient controlled tramadol analgesia (PCTA) and intramuscular (im) diclofenac-sodium for pain relieve after laparoscopic cholecystectomy.
METHODS: Thirty patients aged betwen 18-70 enrolled in the study and divided equally into two groups. While in Group I PCTA were started as 1 mg/kg loading dose, 20 mg bolus dose and max 200 mg in 2 hours, Group II diclofenac sodium (75 mg starting dose, if needed same doses was repeated) was applied. Postoperative pain was assed with 10 cm visual analog scale (VAS) and recorded in 1, 4, 12 and 24 hours. Patients' satisfaction was also recorded.
RESULTS: Postoperative VAS scores were found statistically lower in Group I compared with Group II. Patient satisfaction was higher in Group I.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Patient controlled tramadol analgesia was superior to im diclofenac-sodium in postoperative analgesia for laparoscopic cholecystectomy.

REVIEW
2.The Nursing Role During and After Oesophageal Stent Insertion in Patients with Oesophageal Cancers
Deniz Öztekin
Pages 112 - 118
Ösofagus kanseri sıklıkla metastatik ya da cerrahisi mümkün olmayan bir hastalıktır. Hastalar, multidisipliner ekip yaklaşımını gerektiren, kemoterapi, radyoterapi, endoluminal stent yerleştirilmesi, laser ve cerrahi gibi birçok palyatif girişimden yarar görmektedir. Palyatif girişimlerin kombine kullanımı, semptomların kontrol edilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi veya iyileştirilmesi açından kullanılmaktadır. Ösofajiyal stent yerleştirilen hastanın işlem sırasında yakından izlemi ve izleyen dönemde hasta eğitimi yoluyla hemşirelik bakımının başarılı şekilde sürdürülmesi, bu alanda deneyimli hemşirelerin bilgi ve becerilerine bağlıdır. Literatürde ösofajiyal stent yerleştirilmesi işlemini hemşirelik bakım girişimlerine ilişkin bilgilere az rastlanmaktadır. Bu derlemede, ösfofajiyal kanserli hastalarda uygulanan ve palyatif girişimlerden biri olan endoluminal stent yerleştirilmesi işlemi sırasında ve izleyen dönemdeki hemşirelik bakımına ilişkin girişimler irdelenmektedir.
Most patients with cancers of oesophagus ultimately develop metastatic or inoperable disease, rendering them incurable. They can, however, benefit from a variety of palliative interventions involving the multidisciplinary team, including chemotherapy, radiotherapy, endoluminal stenting, laser, or surgery. Often a combination of such strategies will be used to control symptoms, and maintain or improve quality of life. Close monitoring of the patient during oesophageal stent insertion endoscopically and succesfull nursing care by patient education after the procedure depends on knowledge and skills of registered nurses who had experienced in this field. In the literature, there are not so many reports on nursing care activities about endoluminal stenting. In this review, it was reviewed the literature data about procedural and post procedural activities of endoluminal stenting whisc is the one of the palliative procedures in patients with oesophageal cancers.

RESEARCH ARTICLE
3.The Percutaneous Endoscopic Gastrostomies That are Performed in Endoscopic Unit of General Surgery
Ahmet Tekin, Tevfik Küçükkartallar, Metin Belviranlı, Faruk Aksoy, Celalettin Vatansev, Murat Çakır
Pages 119 - 125
GİRİŞ ve AMAÇ: Oral gıda alamayan, özellikle yoğun bakğm ünitelerinde yatmakta olan hastalara enteral beslenme desteği sağlamak amacıyla minimal invaziv bir metod olan perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) deneyimimizi paylaşmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi bünyesinde yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalara Ocak 2000-Haziran 2006 tarihleri arasında PEG uygulanan 98 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. İşlem tamamen minimal invaziv teknikler kullanılarak yapıldı ve hiçbir hastada işlem esnasında genel anesteziye ihtiyaç duyulmadı. Tüm hastalara “Çekme tekniği” ile endoskopik gastrostomi tüpü yerleştirildi. Hasta kayıtları endikasyonlar, komplikasyonlar ve sonuçları açısından değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların 61'i (%60) erkek, 37'si (%40) bayan olup yaş ortalaması 49 (18-79) dur. Olguların büyük çoğunluğu 86 (%88) nörolojik nedenli patolojiler, 12 (%12) diğer patolojilere bağlı beslenme problemi olan hastalardı. Ortalama PEG kalma süresi 124 (10-405) gündü. PEG sonras› 11 (%15) hastada cilt altı infeksiyonu, 7 (%9) hastada PEG kenarından kaçak, 3 (%4) hastada PEG kenarından kanama, 3 (%4) hastada erken dönemde PEG çıkması gibi komplikasyonlar gelişti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: PEG, yakın zamanlarda tanımlanmasına rağmen minimal invaziv bir girişim ile yapılabilmesi, mortalite ve morbiditesinin çok az olması nedeniyle yoğun bakım hastaları için basit, emniyetli ve etkili bir beslenme yöntemidir.
INTRODUCTION: We intended to share our experience of percutan endoscopic gastrostomy as minimal invasive method in order to provide patients who are in intensive care with enteral feed.
METHODS: The registrations of 98 patients whom PEG was applied to between January 2000 and June 2006. The process was progressing with invasive techniques and none of the patients had any need to general anesthesy. All patients were provided with gastrostomy tubes. Patients' records were evaluated in terms of their indications, complications and results.
RESULTS: 61 of the patients were men and 37 were women. Most majority of the phenomena were neorologic pathologies and patients with feeding problems. After PEG, 11 patients showed beneath-skin infection. 7 patients showed fugitive from PEG edge. And 3 showed bleeding in PEG edge.
DISCUSSION AND CONCLUSION: PEG is a simple, reliable and efficient feeding technique for patients who are in intensive care because its mortality and morbidity is really very low and can be achieved with just a minimal invasive attempt.

REVIEW
4.Emergency Laparoscopic Treatment of a Gastrointestinal Stromal Tumor of Stomach
Süleyman Yılmaz, Emel Özveri, Metin Ertem
Pages 126 - 130
Gastrointestinal stromal tümör (GIST) gastrointetinal sistemin en sık görülen mezenkimal tümörüdür. 48 yaşında erkek, siyah renkli dışkılama, halsizlik şikayetleri ile hastanemize başvurdu. Hastanın melenası olduğu görüldü, hgb: 6,6g/dl, htc: %19 bulundu. Yapılan gastroskopide mide ön yüzde kardiayaya yakın bir alanda 2 cm lik aktif kanayan kitle görüldü ve heater probe uygulandı. Batın BT de mide ön yüzde 4 cm çapında düzgün kenarlı, komponentleri olmayan kitle görüldü. Yapılan ikinci gastroskopi+ heater probe ile aktif kanama durdurulmaya çalışıldı. Kanamanın devam etmesi üzerine hasta acil olarak ameliyata alındı. Yapılan laparoskopik eksplorasyonda daha önce tarif edilen alanda 4 cm lik kitle görüldü. Lezyon iki adet sütürle askıya alındı. Endo GIA ile wedge rezeksiyon yapıldı. Kitle etraf sağlam doku ile çıkarıldı. Batın içinde 3/0 ipek ile stapler hattı sütüre edildi. Bir adet dren konularak ameliyat tamamlandı. Histopatolojik inceleme sonucu gastrointestinal stromal tümör, intermedier risk geldi. İntermediet risk olarak değerlendirildi. CD-117 olarak bulundu. Sonuç olarak 5 cm den daha küçük GİST lezyonlarında laparoskopik yaklaşım hem kanama kontrolü hemde definitif bir cerrahi için güvenle kullanılabilir.
A rare case of gatrointestinal stromal tumor (GIST) provoking a severe gastric bleeding is reported. CASE REPORT AND RESULTS: The Authors report on the case of a 48-yearold-male patient who presented with hematemesis, melena and severe acut anemia (Hb: 6g/dl). Esofagogastroduodenoscopia (EGDS) disclosed a protruding lesion centrally ulcerated, actively bleeding, of 2 cm in size, localized in the upper gastric corpus and performed heater probe to the lesion. Computed tomograhic (CT) scan of the abdomen showed a mass arising in the anterior gastric corpus, 4 cm in size. Upon ongoing bleeding, heater probe was applied and failed again. Eventually the patient underwent urgent laparoscopy for bleeding control. At laparoscopy the tumour was seen on the serosal aspect of the anterior gastric body. It was elevated using two prolene stay sutures and was resected with serial applications of an endo GIA
stapler (Tyco 030449) to exclude the tumour. The staple line was over sewn using a 3-0 polypropylene suture. The specimen was retrieved from the abdomen in a bag. The patient made an uneventful recovery and was discharged home 48 hours after the operation.
Histological and immunohistochemical examination revealed intermedier risk gastrointestinal stromal tumor (GIST) with strong positivity of c-kit. Histology also verified a complete excision with tumour free resection margins. Laparoscopic approach has many benefits as bleeding control and is useful for the definitive resection of GIST of the stomach if the lesion is <5 cm in diameter.

RESEARCH ARTICLE
5.The cases of Return to Open Surgery in Laparoscopic Cholecystectomy
Ahmet Tekin, Tevfik Küçükkartallar, Faruk Aksoy, Celalettin Vatansev, Metin Belviranlı, Ömer Karahan
Pages 131 - 135
GİRİŞ ve AMAÇ: Kliniğimizde 1994-2004 yılları arasında laparoskopik kolesistektomi yaptığımız 3136 hastanın dosyalarını retrospektif olarak inceleyerek açık tekniğe geçiş oranımızı ve nedenlerini literatür bilgisi eşliğinde irdelemeye çalıştık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 1994-2004 yılları arasında kolelitiazis nedeniyle opere edilen 3136 hastanın 168 (%5)'inde laparoskopik başlanıp açığa geçildi ve bu hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastalarımız 1994-1999 ve 1999-2004 tarihlerini kapsayacak şekilde 2 periyotta irdelendi. Açık kolesistektomiye geçişteki en önemli neden intraabdominal yapışıklıklardı. Diğer nedenler ise; akut kolesistit, diseksiyonda güçlük, operasyon s›ras›nda meydana gelen kanama, teknik yetersizlik, safra yolu yaralanması, arter ve safra yolu anomalileri, Mirizzi sendromu ve içi boş organ yaralanması olarak tespit edildi.
BULGULAR: Açığa geçiş oranı laparoskopik kolesistektomiye başladığımız ilk 5 yıllık periyodda %9 iken, ikinci beş yıllık periyodda %3 olmuştur. İkinci periyodda akut kolesistitlerde açığa geçiş oranı birinci periyoda göre %54 oranında azalmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Adezyonlar ve akut kolesistitlere bağlı diseksiyon güçlüğü açık cerrahiye geçmede en önemli nedenler olmuştur. Laparoskopik kolesistektomilerde açığa geçiş oranının cerrahların tecrübesi artıkça azaldığı görülmüştür.
INTRODUCTION: We tried to evaluate with literature knowledge our opening room be focusing on 3136 patients whom we applied laparoscopic cholecystectomy.
METHODS: We applied laparoscopic to 168 patients of 3136 who were operated because of cholelithiasis between 1994-2004. Patients' files were evaluated retsospectively between the periods 1994-1999 and 1999-2004. The primary reason to transfer open cholecystectomy was intraabdominal sticks. The other reasons were; acute cholecystitis, difficult disection, bleeding within operation, technical deficiencies, wounds in bile paths, artery and bile paths anomalies, Mirizzi Syndrome and vacant organ wounds.
RESULTS: The rate of opening was 9.14 per cent in the first five years. It was 3.03 per cent in the second five years. The rate of opening in acute cholecystitis decreased 54 percent in the second 5 years.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Adezions and disection difficulty depending on acute cholecystitis are the main reasons for open surgery. Our rate of opening in laparoscopic cholecystectomy are seen to have decreased while our surgeon's experiences increase.

LookUs & Online Makale