E-ISSN 2587-0610

Quick Search




Laparosc Endosc Surg Sci : 26 (1)

Volume: 26  Issue: 1 - 2019

RESEARCH ARTICLE
1.Endoscopic evaluation of patients with gastric wall thickening detected with computed tomography
Bilge Baş, Zehra Betul Pakoz, Erkan Oymacı
doi: 10.14744/less.2019.64436  Pages 1 - 4
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, farklı şikayetlerle başvuran hastaları araştırmak için yapılan bilgisayarlı tomografi görüntülemesi ile tespit edilen gastrik duvar kalınlaşması olgularında endoskopi sonuçlarımızı değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ekim 2009- Mart 2015 tarihleri arasında, Gastroenteroloji Bölümümüze bilgisayarlı tomografi görüntülemesinde üst gastrointestinal sistem (GIS) duvar kalınlaşması saptanarak refere edilen ve endoskopi yapılan hastaların sonuçları retrospektif olarak incelendi. Hastalar yaşları, cinsiyetleri, radyolojik görüntüleme ile kalınlaşma tespit edilen bölgenin lokalizasyonu, hemoglobin değerleri, endoskopi bulguları ve tanıları açısından incelendi.
BULGULAR: Toplam 171 hastaya üst GIS duvar kalınlaşması nedeni ile gastroskopi yapıldı. Bu hastaların 98’ i erkek, 73’ü kadındı ve ortalama yaş 57 (28-80) idi.
Hastaların 43’ünde (%25,1) mide malignitesi, 87’sinde (%50,8) gastrit, 8’inde (%4,6) herni, 7’sinde (%40,09) mide polibi, 20’sinde (%11,6) gastrik ülser saptandı. 6 hastada (%3,5) sonuçlar normaldi.
Gastrit saptanan hastalarda ortalama hemoglobin duzeyi 12,6 mg/dl iken mide malignitesi saptanan hastalarda değer 10,09 mg/dl saptandı (p<0.001). Polip ve gastrit arasında hemoglobin düzeyi arasında anlamlı fark mevcuttu (sırasıyla 11,1 mg/dl vs. 12,6 mg/dl, p<0.001). Ülserli hastaların hemoglobin düzeyi 10,89 iken gastritli hastaların 12,6 saptandı p<0.001).
Üst gastrointestinal sistemde duvar kalınlığı saptanan hastaların 43’ünde (%25,1 )malignite saptandı. Midede malignite saptanan hastaların %83,7’si 50 yaşın üzerindeydi. Malignite saptanan üst gastrointestinal sistem duvar kalınlığı olan hastaların %51’inde hemoglobin düzeyi 10 g/dl’nin altındaydı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: : Radyololik görüntüleme yöntemleri ile gastrointestinal sistem duvar kalınlığı saptanması özellikle 50 yaşın üzerinde ve hemoglobin değeri 10’dan düşük olan hastalarda malignite göstergesi olabilir. Bu hasta grubunda endoskopik yöntemlerle değerlendirilme faydalı olabileceği düşüncesindeyiz.


INTRODUCTION: The objective of this study was to evaluate the endoscopy results of patients with gastric wall thickening detected in the upper gastrointestinal tract based on computed tomography imaging performed to investigate different complaints.
METHODS: The results of patients who were referred between October 2009 and March 2015 after computed tomography imaging demonstrated upper gastrointestinal system wall thickening and who underwent endoscopy were reviewed retrospectively. Patient data of age, gender, the location of the thickening detected with radiological imaging, hemoglobin values, endoscopy findings, and diagnosis were analyzed.
RESULTS: A total 171 patients underwent gastroscopy for upper gastrointestinal wall thickening. Forty-three (25.1%) of the patients were diagnosed with stomach cancer, 87 (50.8%) with gastritis, 8 (4.6%) had a hiatal hernia, 7 (40.09%) had a gastric polyp, and 20 (11.6%) had a gastric ulcer. Six patients (3.5%) had normal results. Patients with gastritis had a mean hemoglobin level of 12.6 g/dL compared with 10.09 g/dL in those with stomach cancer (p<0.001). Patients with an ulcer had a mean hemoglobin level of 10.8 g/dL compared with 12.6 g/dL in patients with gastritis (p<0.001). Among the patients with wall thickening in the upper gastrointestinal system and malignancy, 83.7% were over 50 years of age and 51% had a hemoglobin level below 10 g/dL.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Wall thickening detected in the gastrointestinal system with radiological imaging may be a sign of malignancy, especially in patients who are over 50 years of age and have a hemoglobin level below 10 g/dL.

2.Comparison of complications of open and laparoscopic appendectomy
Yahya Çelik, Ozan Andaç Erbil
doi: 10.14744/less.2019.06332  Pages 5 - 10
GİRİŞ ve AMAÇ: Akut apendisitin(AA) cerrahi tedavisinde LA ve açık apendektomi(OA) tekniklerinin karşılaştırılmasında sonuçlar yıllar içinde değişmektedir. Hangi hasta grubuda hangi tekniğin daha üstün olduğu konusundaki tartışmalara katkı sağlamak amacıyla sonuçlarımızı literatür eşliğinde değerlendirmek amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Haziran 2014 ve Ağustos 2018 tarihleri arasında hastanemizde OA yada LA yöntemiyle apendektomi ameliyatı yapılan toplam 1587 hastanın dosyaları ve bilgi işlem verileri retrospektif olarak incelendi. Laparoskopik olarak başlanıp açık cerrahiye geçilen, negatif laparaskopi veya laparatomi, 18 yaşından küçük hastalar, gebe hastalar ve akut apandisit dışında ek patolojisi olan hastalar çalışmaya alınmadı. Çalışmaya 877 erkek (%61,6) ve 546 kadın (%38,4) olmak üzere toplam 1423 hasta alındı. OA yapılan hastalar grup I (n: 771, %54,2), LA yapılan hastalar grup II (N: 652, %45,8) olarak tanımlandı. Hastaların yaş cinsiyet, ameliyat süresi, hastanede yatma süresi, postoperative yatış gereken komplikasyonlar, postoperative ameliyat gereken komplikasyonlar ve yara yeri enfeksiyonu bakıldı. Bulgular her iki grup arasında istatistiksel olarak incelendi ve literatür eşliğinde değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya katılan hastaların ortalama yaşı 32,27±11,85 yıl, ameliyat süresi 59,77±20,24 dk, takip süresi 24,46±13,70 ay ve yatış süresi 1,61±1,14 gündür. Ortalama ameliyat süresi OA de (58,8±20,9 dk) LA den (60,88±19,38 dk) daha kısadır (p: 0,002). Ortalama takip süresi OA de (26,60±13,37 ay) LA den (21,92±13,67 ay) daha fazladır (p<0,001). Erkek oranı OA de (%65,50) LA den (%57,06) daha yüksek iken LA de kadın oranı (%42,94) OA den (%34,50) daha yüksektir (p: 0,001). Yara yeri enfeksiyonu OA de %9.9 LA de %9.05, yatış gerektiren komplikasyonlar OA de %3.5 LA de %2.3 ve tekrar ameliyat gereken komplikasyon OA de %1,03 LA de %0,3 bulundu. Ancak istatistiki olarak anlamlı fark izlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: AA tedavisinde hem OA hemde LA güvenli yöntemlerdir. LA de postoperatif komplikasyonlar ve ameliyat süreleri yıllar içinde azalmaktadır. Preoperatif kesin tanının zorluğu nedeniyle LA sıklığı basamaklı olarak artmaktadır. Safra kesesi ameliyatında olduğu gibi LA de AA de altın standart olma yolunda ilerlemektedir.
INTRODUCTION: Evaluations of laparoscopic appendectomy (LA) and open appendectomy (OA) as surgical treatment for acute appendicitis (AA) have yielded varying results. This assessment of the results observed at a single institution and some of the literature findings is provided as a contribution to the discussion about the superiority of different techniques in different patient groups.
METHODS: The patient charts and electronic data of 1587 patients who underwent an OA or LA procedure between June 2014 and August 2018 were retrospectively reviewed. Patients younger than 18 years of age and patients with any pathology other than AA were excluded from the study. A total of 1423 patients, 877 males (61.6%) and 546 females (38.4%), were included in the study. Patients who underwent OA were classified as Group I (n=771, 54.2%) and patients who underwent LA comprised Group II (n=652, 45.8%).
RESULTS: The mean age of the patients was 32.27±11.85 years, the mean duration of the operation was 59.77±20.24 minutes, the mean length of follow-up was 24.46±13.70 months, and the mean length of hospital stay was 1.61±1.14 days. The mean duration of the procedure was shorter in the OA group (58.8±20.9 minutes) compared with the LA group (60.88±19.38 minutes) (p=0.002). The percentage of female patients was higher in the LA group (42.94%) than in the OA group (34.50%) (p=0.001). The wound site infection rate was higher in the OA group (9.9%) compared with the LA group (9.05%). The rate of complications requiring hospitalization was higher after OA (3.5%) compared with LA (2.3%), and the rate of complications requiring re-operation was also higher with OA (1.03%) compared with LA (0.3%). However, the difference in all parameters was statistically insignificant.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Both OA and LA are safe methods to treat AA. The rate of postoperative complications and the length of an OA operation have been decreasing progressively over the years; however, a preference for LA has been increasing over time. As for gallbladder operations, LA is likely to be the gold standard in AA treatment.

3.Can laparoscopic appendectomy be safely performed by surgeons who are less experienced in intra-abdominal knot-tying?
Osman Bardakçı, Faik Tatli, Abdullah Ozgonul, Muhammet Emin Güldür, Mehmet Kenan Erol, Fırat Erkmen, Emre Karaca, Hüseyin Cahit Yalçın, Mehmet Yilmaz, Ali Uzunköy
doi: 10.14744/less.2019.30316  Pages 11 - 14
GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Elle hazırlanan gemici düğümü yöntemiyle kapatılan apendiks güdüğünü intrakorporeal düğüm tekniğiyle karşılaştırmayı amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Materyal ve Metod: Ocak 2017 ile Ocak 2019 tarihleri arasında AA nedeniyle ameliyat edilen 47 hastanın dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, laparoskopik cerrahinin şekli, hastanede yatış süresi ve postoperatif komplikasyon yönünden incelendi. Hastalar ameliyat sırasında apendiks güdüğünü kapatılması açısından; gemici düğümü yöntemiyle hazırlanan loopla bağlanan (Grup 1) ve intrakorporeal olarak bağlanan (Grup 2) olarak 2 gruba ayrıldı.
BULGULAR: Sonuçlar: Çalışmaya alınan 47 hastanın 24’ü erkek (%51), 23’ü kadın (%49) idi. Grup 1 de hastaların 15(%55.5)’i erkek 12(%44.5)’si kadındı. Grup 2 deki hastaların 9(%45)’u erkek 11(55)’i kadındı. Grup 1’deki hastaların yatış süresi 3±1.68 gün, Grup 2’deki hastaların yatış süresi 2.95±1.13 gün idi. Operasyon süresi; Grup 1’de 73.70±31,76 dakika, Grup 2’de 70.75±27.25 dakika idi. Her iki grupta da yatış süreleri ve operasyon süresi bakımından istatiksel olarak anlamlı fark yoktu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak; LA yapılan hastalarda apendiks güdüğünün elle hazırlanan gemici düğümü yöntemiyle kapatılması; kolay, güvenilir ve düşük maliyetli bir yöntemdir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to compare the handmade sailor’s knot method with the intracorporeal knot method used to close the appendix stump.
METHODS: The files of 47 patients who were operated on for acute appendicitis between January 2017 and January 2019 were analyzed retrospectively. The patient records were analyzed in terms of age, gender, type of laparoscopic surgery, length of hospital stay, and postoperative complications. The patients were divided into 2 groups: patients ligated with the sailor’s knot method and a prepared loop (Group 1) and intracorporeally ligated patients (Group 2).
RESULTS: Of the 47 patients included in the study, 24 were male (51%) and 23 were female (49%). In Group 1, 15 (55.5%) patients were male and 12 (44.5%) patients were female. In Group 2, there were 9 (45%) male patients and 11 (55%) female patients. The mean length of hospitalization of the patients in Group 1 was 3±1.68 days, while it was 2.95±1.13 days in Group 2. The duration of surgery was 73.70±31.76 minutes in Group 1, while it was 70.75±27.25 minutes in Group 2. There was no statistically significant difference between the 2 groups in terms of the length of hospitalization or the duration of surgery.
DISCUSSION AND CONCLUSION: A handmade sailor’ knot is an easy, reliable, and cost-effective method to close the appendix stump in patients undergoing laparoscopic appendectomy. The technique can be used safely when intracorporeal knot-tying or suturing cannot be performed.

4.Extraction of kidney via suprapubic or inguinal incision in total laparoscopic donor nephrectomy
Fatih Sumer, Ersin Gündoğan, Neslihan Altunkaya, Mehmet Can Aydın, Sertaç Usta, Sait Murat Dogan, Turgut Piskin, Cuneyt Kayaalp
doi: 10.14744/less.2019.69772  Pages 15 - 18
INTRODUCTION: The objective of this study was to investigate the results of the first 48 patients who underwent total laparoscopic transperitoneal donor nephrectomy at a single institution and to present the impact of the kidney extraction site on ischemia time.
METHODS: The study included patients who underwent kidney donor surgery between February 2017 and December 2018. Evaluation of the kidney transplantation candidates was performed by the kidney transplantation council. A total of 4 trocars were used for a right-side nephrectomy, and 3 trocars were used for a left-side nephrectomy. The kidneys were extracted through a suprapubic incision in the first 18 cases and through the inguinal region in the last 30 cases. A comparison was made of the demographic characteristics and the intraoperative and postoperative results of the 2 groups.
RESULTS: Of the study patients, 30 were female and 18 were male, with a mean age of 48.0±9.6 years (range: 30–71 years). All of the patients underwent a total laparoscopic transperitoneal donor nephrectomy. Four patients underwent a right-side nephrectomy and 44 underwent a left-side nephrectomy. There was no case of conversion to open surgery. The mean operative time was 251.4±72.4 minutes (range: 127–420 minutes). In the first 18 cases, the organ was extracted through a suprapubic incision and the ischemia time was 318±140 seconds (range: 150–720 seconds). In the last 30 cases, the organ was extracted through an inguinal incision and the mean ischemia time was 151.5±55.1 seconds (range: 80–265 seconds). The mean length of hospital stay was 5.4±1.1 days (range: 3-10 days).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The application of minimally invasive surgery in healthy individuals undergoing donor nephrectomy leads to better physical, psychological, and social outcomes. Surgical experience and the choice of extraction site can shorten the warm ischemia time significantly. Extraction through the inguinal region is recommended, as it provides for a faster removal and shortens the warm ischemia time. Laparoscopic donor nephrectomy can be used safely in centers with experience performing advanced laparoscopy.

5.Management of peptic ulcer perforations: Comparison of open and laparoscopic procedures
Selim Birol, Coskun Cakir, Hasan Okmen, Huseyin Kazim Bektasoglu, Abdülhakim Ibrahim Ulusoy, Ufuk Oguz Idiz, Erdem Kinaci
doi: 10.14744/less.2019.83097  Pages 19 - 23
GİRİŞ ve AMAÇ: Peptik ülser perforasyonu acil cerrahi müdahale gerektirmekle birlikte, açık veya laparoskopik cerrahi tercihi konusunda bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bu çalışmamızda Laparoskopik ve açık yöntemle ameliyat edilen peptik ülser perforasyon hastalarının karşılaştırılması amaçlanmaktadır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza peptic ülser perforasyonu nedeniyle dört farklı merkezde ameliyat edilen 52 hastanın verileri retrospektif olarak incelerek çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar uygulanan cerrahi tekniğin açik cerrahi veya laparoskopik cerrahi olmasına göre hastalar iki gruba ayrılmıştır. Her iki yöntemde de perforasyon deliği omental yama ile onarılmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, preoperatif kan beyaz küre, kan amilaz, hastaneye başvuru öncesinde geçen süre, operasyon süresi, dren sayısı, ameliyat sırasında intraabdominal serbest sıvı miktarı, batın içinin irrigasyonu için kullanılan sıvı miktarı, hastaların batın operasyon hikayeleri, hastanede yatış süreleri, postoperatif komplikasyon durumları not edilmiştir.
BULGULAR: Hastaların 37’sine açık cerrahi uygulanırken, 15’sine laparoskopik cerrahi uygulanmıştır. Hastaların ortalama yaşı 37.73±16.85 yıl olup, kadın/erkek oranı ise 3/49 dur. Gruplar arasında karşılaştırılan parametrelerde anlamlı farklılık gözlemlenmemişdir. Hastaların hiçbirinde mortalite gözlenmemiş olup, açık olarak ameliyat edilen hastaların ikisinde yara yeri enfeksiyonu gelişmiştir. Laparoskopik olarak ameliyata alınan hastaların sadece birinde (%6.66) açığa geçiş gerçekleştirilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Peptic ülser perforasyonu nedeniyle özellikle hastaneye erken başvuran ve daha genç hasta grubu gibi seçilmiş hastalarda laparoskopik olarak perforasyonun onarılması, açık cerrahi ile benzer sonuçlara sahip olmakla birlikte, yara yeri enfeksiyonu gibi komplikasyonların da azalmasına yardım etmektedir.

INTRODUCTION: Peptic ulcer perforation requires urgent surgical intervention, but there is no consensus on a preference for open or laparoscopic surgery. The aim of this study was to compare the results of laparoscopic and open methods of surgery for patients with a peptic ulcer perforation.
METHODS: The data of 52 patients who underwent surgery for peptic ulcer perforation at 4 hospitals were investigated retrospectively. The patients were divided into 2 groups according to the surgical technique applied: open surgery or laparoscopic. Both techniques used an omental patch to repair the perforation. Patient age, gender, preoperative blood white blood cell count, blood amylase level, duration of symptoms before admission to the hospital, length of operation, number of drains, quantity of intra-abdominal free fluid observed during the operation, quantity of fluid used for irrigation, patient abdominal operation history, and complications were noted and analyzed.

RESULTS: Thirty-seven of the patients underwent open surgery and 15 underwent laparoscopic surgery (mean age: 37.73±16.85 years; female/male 3/49). There was no significant difference in the parameters between the groups. No mortality was observed in any of the patients. Wound infection developed in 2 patients who were operated on using the open technique. Only 1 case of laparoscopic surgery (6.66%) was converted to open surgery.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Laparoscopic repair of a peptic ulcer perforation demonstrated results that were similar to open surgery and helps to reduce complications such as wound infection. It may be especially valuable in early-onset cases and younger patients.

CASE REPORT
6.Laparoscopic treatment of symptomatic non-ruptured proximal and middle segment splenic artery aneurysm
Ender Anilir, Şenol Carıllı, Aydın Alper
doi: 10.14744/less.2019.58661  Pages 24 - 27
Splenik arter anevrizmaları tüm organ arterlerine ait anevrizmalar içinde %60 oranında görülen, 3. en sık intraabdominal anevrizmadır. rüptür oranı %2, buna bağlı mortalite oranı %36'dır. Splenik arter anevrizması tedavisi laparotomi, laparoskopi ya da endovasküler teknikle yapılabilmektedir. Son zamanlarda laparoskopik yönteme ait mükemmel sonuçlar görülmektedir. Laparoskopik tedavi edilen semptomatik non rüptüre proksimal middle splenik arter anevrizması olgusunu sunmayı amaçladık. Yirmi yedi yaşında kadın hasta karın ağrısı ve dispepsi yakınmalarıyla polikliniğimize başvurdu. Klinik değerlendirme ve bulgular sonucunda splenik arter anevrizması tanısıyla laparoskopik splenektomi ve anevrizma eksizyonu uyguladık. Ameliyat sonrası takip sürecinde klinik problem izlenmedi ve ameliyat sonrası 8. günde taburcu edildi.
A splenic artery aneurysm is the third most frequent intraabdominal aneurysm, accounting for 60% of all visceral artery aneurysms. There is a rupture rate of 2% with an associated mortality rate of 36%. Treatment of splenic artery aneurysm may include laparotomy, laparoscopy, or endovascular techniques. Excellent results have been reported with laparoscopic techniques recently. Presently described is a case of symptomatic, non-ruptured proximal and middle segment splenic artery aneurysm treated with laparoscopic surgery. A 27-year-old female patient applied to the general surgery polyclinic complaining of abdominal pain and dyspepsia. After evaluating all of the clinical findings, a diagnosis of splenic artery aneurysm was made and a laparoscopic splenectomy and aneurysmectomy were performed. The patient was discharged on postoperative day 8. During the postoperative follow-up period, she recovered very well with no clinical problem.

7.Endoscopic treatment of esophageal perforation and paraesophageal abscess formation due to foreign body impaction
Erkan Oymaci, Nurettin Kahramansoy, Sedat Tan, Burak Dede, Mehmet Yıldırım
doi: 10.14744/less.2019.09609  Pages 28 - 31
Özefagusda yerleşen yabancı cisimler sık karşılaşılmamakla birlikte, beraberinde özellikle perforasyon da mevcut ise, ciddi morbidite ve mortaliteye neden olabilen bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Esnek endoskopi, perforasyon durumunda yabancı cisimleri çıkarmak için terapötik bir seçenektir ve yüksek başarı oranı ve düşük komplikasyon riski nedeniyle tercih edilir. Yutulamamış bir kemik parçasının özefagusda takılarak perforasyon ve paraözefajial abse oluşumuna neden olmuş ve kliniğimizde endoskopik olarak teşhis, tedavi edilen 65 yaşında kadın hastayı sunduk. Ameliyathane şartlarında genel anestezi altında hastaya endoskopi uygulandı ve özefagusdaki yabancı cisim fare dişli forseps ve snare ile çıkarıldı. Özefagusdaki perforasyon alanından pürülan nitelikte abse drenajı gözlendi ve endoskop ile aspire edildi. Özefagus mukozasındaki yaklaşık 1 cm’lik perforasyon endoskopik klipsler ile kapatıldı. Özofagus yabancı cisimlerinden kaynaklanan perforasyonlar ciddi mortalite ve morbiditeye sahip klinik durumlar oluşturabilir. Deneyimli endoskopist tarafından gerçekleştirilen endoskopik prosedürler, seçilmiş olgularda büyük cerrahi bir ameliyat gerekmeksizin uygun olabilir.
Although foreign bodies located in the esophagus are not frequently encountered, it is a problem that can cause serious morbidity and mortality, especially if a perforation has occurred. Flexible endoscopy is the preferred therapeutic option for removing foreign bodies in cases of perforation due to its high success rate and low risk of complications. Presently described is the case of a 65-year-old female who was admitted to the hospital with an impacted esophageal foreign body, which was revealed to be a meat bone that had perforated the esophageal wall, accompanied by a paraesophageal abscess formation. Flexible endoscopy was performed in the operating room under general anesthesia and the esophageal foreign body was gently removed with rat tooth forceps and a snare. Purulent abscess fluid was drained from the esophageal perforation site and aspirated through the endoscope. The perforation site in the esophageal mucosa was about 1 centimeter in size and was closed with an endoscopic hemoclip. Perforation due to esophageal foreign bodies may lead to clinical conditions with serious mortality and morbidity. Endoscopic procedures performed by an experienced endoscopist may be appropriate in selected cases and avoid a major surgical operation.

8.Laparoscopic gallbladder-preserving surgery: Case report
Hakan Akinci
doi: 10.14744/less.2019.96630  Pages 32 - 35
Semptomatik safra kesesi taşlarında kolesistektomi altın standarttır. Ancak son yıllarda kolesistektominin kısa ve uzun dönem komplikasyonlarından kaçınmak ve fonksiyonel safra kesesini korumak amacıyla seçilmiş vakalarda laparoskopik safra kesesi koruyucu cerrahi (LSKC) yapılmaya başlanmıştır. Bu yöntemle tedavi ettiğimiz iki vakayı sunmayı amaçladık. Kırk ve 53 yaşlarında semptomatik iki kadın hasta preoperatif ultrasonografi (USG) ile değerlendirildi. Safra keselerinde birer adet taş (12 mm ve 20 mm) saptandı. USG ile açlık ve toklukta hacim ölçümü yapılarak safra kesesi fonksiyonlarının normal olduğu görüldü. Duvar kalınlıkları normaldi. Kolesistit, ailede safra taşı hikayesi, geçirilmiş pankreatit, koledok taşı, eşlik eden kronik hastalık (Diyabet, kalp hastalığı vb) yoktu. LSKC için bir hastada 3 trokar, diğer hastada 2 trokar kullanıldı.Postoperatif herhangi bir komplikasyon görülmedi ve hastalar 1. gün sorunsuz taburcu edildiler. Hastaların 14 ay sonraki takiplerinde herhangi bir şikayetleri yoktu. Yapılan ultrasonografide safra kesesi fonksiyonları ve duvar kalınlıkları normaldi, taş veya çamur görülmedi. Sonuç olarak, seçilmiş hastalarda LSKC güvenli ve etkili bir yöntemdir. Bu konuda randomize kontrollü çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.
Laparoscopic gallbladder-preserving surgery (LGPS) was developed in recent years to avoid the potential complications of laparoscopic cholecystectomy when there is a functional gallbladder. This is the first case report of LGPS in 2 adult patients in Turkey: Two patients, 40 and 53 years old, each with a single gallstone. Gallbladder function was evaluated preoperatively using ultrasonography. The gallstones were 12 mm and 20 mm in diameter. LGPS was performed using 3 trocars in one case and 2 in the other. No severe postoperative complications, such as bile leakage or hemorrhage, were observed. No recurrence was observed at 14 months after the operation. In conclusion, LGPS is feasible technique for selected cholelithiasis patients with a functional gallbladder. Randomized controlled trials are required for broad adoption of this technique.

LookUs & Online Makale